9 Mart 2015 Pazartesi

Nerden biliyorsun bu kadar çok şeyi diyorlar. Merak kediyi öldürür diyorum ya kendi merakımı bir türlü yenemedim. Ya liderlik yöneticilik diyorlar kitaplardan mı öğrendin diyorlar ya en çokta buna gülüyorum. Niye mi ? bunlar kitaplarda yazmıyor. İnsanın kendini yetiştirmesinin yanında içgüdü de etkilidir bundan.

Liderlik yöneticilik demiş iken Bir sürü kişisel gelişim kitabı dolaşıyor ortada
Başarının sırrı, yönetim ,satış vs vs . Açıkcası bu kitapları okumadım değil. Bir kısmını okudum ama hiçbirini bitiremedim. Çoğunda sıkıldım ya da bitirecek kadar çok zamanım olmadığını düşündüm.
Kitap okumayı çok severim üstelik. Çocukluğumdan itibaren pek çok başucu kitabım oldu. Hala da durur çoğu. Zaman zaman sıkıldığımda elimi attığım kitaplardır bunlar. Küçük Prens,Sefiller ( ama orijinal çeviriden okuyun mümkünse) , sadece 1975 te basılmış olan Alfonse Daudet in Jack ı (bende orijinali vardı 540 sayfa. bir zamanlar Bir arkadaşım hangi kitapları okuduğumu sordu Jack'ı 14 yaşında okuduğumu öğrenince anlaşıldı neden dünyaya böyle baktığın dedi) Dağlardan sorun beni ( Geronimo nun yaşamını anlatır ) ve İnce Memed. Son olarak dünyayı sorgulamama sebep olan suç ve ceza ( sahi suçlu kimdi. Sanıklar mı sistem mi )
Başarılı mı olmak istiyorsunuz Martı jonathanın hikayesini mutlaka okuyun.Lider mi olmak istiyorsunuz yine Martıyı elinize alın. Eğitmek öğretmek mi istiyorsunuz. Martının 96 sayfasında öğreneceksiniz bunları 96 sayfanın 20 sayfasında martı fotoğraflarına bakarken anlamaya çalışacaksınız. Sadece Jonathanı değil Chiang sizin olmak istediğiniz kişi olurken Sebastian yarın bir gün karşınıza çıkacak sizin gibi olmak isteyen insan olacak.
Dürüstlük ve toplumsal sorumluluğu öğrenmek istiyorsanız Jean Valjeanı örnek almanızı öğrenirim size. Sırf başkası kendi yerine hapse girmesin diye teslim olmasını unutamam.
Dağlardan sorun beni de en sevdiğim karakter cholke dir. Cholke fedakarlığın diğer adıdır bende. ölümden kurtulabilecek iken sadece çocuklar kurtulabilecek diye intikam istemesine rağmen ölmeyi göze almıştır. Böylece ruhundaki tüm zayıflıkları temizleyerek çemberden çıkıp ulu ruhların ulaşabildiği yüksek vadiye ulaşmıştır ki benim amacım da oraya ulaşmak galiba J
Jack'ı anlatmaya çalışsam saatler geçer. Ama İnce Memed de Hürü anadır ana karakterim ağzından bir şey çıkarken korkmayan doğruyu savunmaktan çekinmeyen korkusuz hürü ana.
İşte böyle bırakın o kişisel gelişim kitaplarını,çocukluğunuzun ve dünya tarihinin romanlarına dönün yüzünüzü. Hem iş sonrası rahatlatır hem de çok şey öğretir size. Ama kendinizi işinizle ilgili geliştirmekten de alıkoymayın. İşinizin en ince detaylarını öğrenin mutlaka. Okuyacağınız kitaplar sizi kişilik olarak sağlamlaştırırken diğer detaylar ise sizi bir adım ileriye taşır.
 

17 Aralık 2011 Cumartesi




Bu şehrin sureti çekip gitti sokaklardan
Her geçtiğim yolda bakayazdım izlere
Kayboldu sokaklar binaların gölgesinde
Yandı çocukluğum güneşin uzanmadığı evlerde
Ben büyüdüm

gidenin ardından

13 yıl olduğunu bile unutmuşum saymam gerekti. Hatırlamaya çalışmam doğum günü ne zamandı acaba dememden çıktı. Sonra gidişinin üzerinde kaç yıl geçti dedim kendi kendime. Gidişinin üzerinden sular aktıkça bir zamanlar yaşadığını unuttuğumu anladım. Yaşadığına tanıklık eden cüzdanımdaki eskimiş renklerini kaybetmiş vesikalık fotograf ve ben bu satırları yazarken yıllardır senin için dökülmeyen gözyaşları. 13 yılı aşkın zamandır seninle birlikte atılmayan kahkahalar gibi.
Ağlamak için yazmaya başlamamıştım. Ama ağlamak için yazmam gerekiyormuş. En son hatırlamam çok uzakta değil ;şimdi senin adını taşıyan bir çocuk daha 1 hafta önce 18 yaşıma gelince ilk işim ehliyet almak ve araba kullanmak dediğinde ben öyle söyleme dedim. Boğazıma bir şey düğümlendi. Senin aynı cümleyi aynı kelimelerle ve aynı heyecanla sadece 17 yaşında söylediğini hatırladım. 18 inde ise o sınava giremedin bile. Öylece çekip gittin.
Odamda bir fotoğrafın vardı. Ben takıyordum birileri indiriyordu. Ben en son ne zaman taktım hatırlamıyorum ama şimdi duvarda yok yine ve ben bunu yine hatırladım. Yıllardır yanına gitmediğimi hatırladığım gibi.
Ben bu sene Kapadokya ya gittim .1998 in o kanlı bayram günlerinden önce oraya gitmek üzere anlaşmıştık ve ben 13 yıl sonra gidebildim oraya. Ne garip seni yanımda taşımayı unutmuşum. Odamın duvarına sırtını yaslayıp bir sigaran var mı abi diyerek o gün neler yaptığını anlatman gibi. Neler yaptıklarını da unuttum neler yaşadıklarını da. Belki yaşadığını da.
Bildiğim bir şey var. Sende bilirsin ölümden korkmayı unuttum ben 96 nın yazında. Ölümle bir kez karşılaşıp galip çıkınca korkmuyor insan artık. Keşke sende korkmayanlardan olsaydın. Keşke sende bu hızlı dünyada hızlı yaşayan ama hala yaşayanlardan olsaydın. Keşke.

27 Mayıs 2011 Cuma

Derinlerinde yalnızdır insan

Yalnızlık suskun bir bekleyiştir
Kaybolur zamanın labirentlerin de
Işığa ulaşmak için çaba gerektirir yaşananlar
Arar insan sonsuzluğun paradoksunda
Doğadır bazen huzuru sunan insana
Bazen yalnız başına hayaller
Unutturur insanı insana
Tek başına bir ıssız bir limanda
Motorları maviliklere süren kaptanın yolunda
Yıldızların ışıttığı gecenin karanlığında
Kimselerin olmadığı ıssız yollarda
Çocuktur bazen hiç büyümeyen zamanda
Gezgin bir kaşiftir umutlarımızda
Bazen kendi parmaklıklarını yaratır bilinmezinde
Bazen de Eskiçağ şövalyelerinin ruhunu kuşanır zamanda
Bilinmezdir insan suretinde
Yanımda olsun dersin ,aranır her köse bucakta bulunmaz
Vefasızdır insan
Unutur güzelliği ve sevgiyi
Ve her kalp kırıklığında onarılmaz kırıklar oluşur ruhunda

gençliğimin hikayesi


Ben beni bilirim
Ya sen beni bilirmisin
Sabahsız gecelerin çocuğuyum
Kuşatılmış akşamların
Korkunun kol gezdiği
ölüm kokan sokakların.
zamana direnirken açlıkla yaşlandı gözlerim
Susuzluk su değil sadece
çatlamış dudaklardı
doksanaltının yazıydı.
Bedenim hazırlanırken doksanyediye
ben yirmiüçten otuzbeşlere atladım usulca
İçimde akan deli kanı
Yatıştırmaktı tek dileğim
Başardım.
Bedeli gençliğimdi.
Bir yılda oniki yaş yaşlandım.
Kaybettiğim gençliğime inat
onbeşyıldır otuzbeş yaşındayım

25 Ocak 2011 Salı

yollar

Uzak yolların çocukları ıssız zamanların,.Kimi güneş gözlü kimi fırtına sözlü.Kimi sarı saçlı kimi kapkara.
Uzak yolların çocukları yürekleri aşk kokar,tenlerinde yanık sevdaların izleri.çantalarında gezgin ruhları.
Kimi zamanda dolaşır kimi mekanda ama dolaşır daima. Duraklamaları kalmak için değil yenilemek içindir vücutlarını
Uzak dağların çocukları,el değmemiş bir doğanın armağınıdır düşünceleri. Kötü değil umutsuz hiç değil. Gitmek ister onlarda uzaklara. Kozasından çıkan kelebek gibidir. Yuvasından uzaklaştıracak kanatlarının güzelliği gibi zanneder dünyayı ve kanat çırpar kendisini yok edecek akşama
Ne amansız bir sevdadır o . kopartır seni yurdundan ve insanından. Özlem demişler adına adı özlem olmasaydı adı hasret olmasaydı ve özlemde hasrette dönecek bir kucak bulamasaydı.
Aşk demişler adına. Kimi zaman yasak kimi zaman gizli kimi zaman ilan edilen, apaçık ve daima gerçek

hoş geldin bebek

Damla bebek geldi.Uzun zamandır bekleniyordu ancak biraz erken geldi. Hatta dün akşam serviste arkadaşa 2 gün sonra 2. kez dayı olacağım derken bilmiyordum ki küçük hanım dünya ile tanışmaya hazırlanıyormuş.
Zor olmadı ama doktorların dediğine göre burnu annesinin karın duvarına yapışmış.
Çook ağladı çok. Kıpkırmızı oluyor ağlarken. uykusuz geceler bekliyor galiba bizi.
Söylediklerine göre bana benziyormuş
Ben zaten dayıydım annesi anne babası zaten babaydı ama duygu abla oldu şimdi
Damla bebek geldi.hayatımıza yeni bir soluk getirdi
Duygunun kardeşi hoş geldi sefa geldi

Azgezmiş


Azgezmiş turizmin sayın yolcuları

Uzun zamandır gitmek isterim Safranbolu’ya

Ne zaman başladı bu isteğim. Galiba deli gibi çalıştığım dönemlerde izlediğim bir programda idi ve bu sene gezilecek yerler listemde de yer alıyordu.Aslında bir turla gidip şöyle deli gibi koşuşturulacak bir programda yer almak istemiyordum.Uzun uzadıya doyasıya tarih dolu sokaklarda o dokuyu hissederek o dokuyu yaşayarak gezmeliydim ve belkide bu günü bekledim.

Bir fotograf sitesinde rastladım safranbolu fotograf gezisi ile ilgili duyuruya. Hadi dedim ipini koparmışken devam et. Cuma gecesi saat 02:00 da başladı yolculuk. Sabahın ilk ışıklarında ve çılgın bir soğukta vardık safranboluya kahvaltın ardında rehberimiz safranbolu gönüllüsü ahmet abi ile başladık tura. Akşama kadar durmadık fotograf çekerek kah dağılıp kah toplanarak safranbolunun evlerini,çarşılarını sokaklarını ve insanlarını adım adım kadrajımıza sığdırarak dolu dolu bir gün geçirdik.

Kaldığımız otel eski bir safranbolu evi konforda falan değil işimiz yatak rahattı ama yemekler berbattı:)) Akşam yemeği benim için tam bir facia biraz gece fotografı çekeyim deyip çekemediktten sonra otele döndüğümde tek başına yemeği yemek zorunda kalmak ve rakıyı yudumlamak ise içler acısıydı.:)))

Akşam biraz sohbbetten sonra biraz odama çıkayım bari deyip sabah her yerim ağrıyarak kalkmak bir önceki günün ne kadar verimli geçtiğinin kanıtı.Önce cinci hamamı ardından arasta ardından eski hamam yazıköy ,mağara ve yemek.Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var ; sıcak hamamda fotograf makinesi ile fotograf çekilmiyor. :))))

Gelelim iki günün diğer gelişmelerine

Özgür insanlar zehra ve hakkı ceylan çifti. Gezgin bir ruha sahipler. Sistemin kapanına kıstırdığı benim gibi insanlardan değiller.Üstüne üstlük bu kapana girmiş pek çok insanı kendileri ile beraber çıkartmaya çalışacak kaşif adımlarını atacak kadar cesurlar. Amatör ruhlarını kaybetmemişler buda ruhumuzun konformist yanlarında yaralar açmıyor değil. Diğer insanları tanıyacak kadar zamanın olmadı ama yapılan kısa sohbetlerden anlaşıldığı üzere hoşsohbet oldukları kesin. Zaman içerisinde tanışacağız belki fotograf için toplanmış zaman gezginleri olacağız ama dedim ya akşam yemeği dışında pek sıkılmadım.sıkıntımın kaynağının insanlar olmaması da işin diğer güzel yanlarından.

kahveler ve sunumu çok güzeldi.Benim ayrıca hoşuma gitti. Sebebini bilen bilir.

Rehberimiz ahmet abiden öğrendiğimiz kadarı ile tanıştığın kız safranbolulu çıkarsa kesinlikle uzak durulacak.Yakanda kart altında pat pat olmadan safranboludan kız alınmayacak.

Yolculuk keyifliydi . Süleyman kaptan sanki CD leri bizim için hazırlamıştı.Ayrıca Hızlı sürüş teknikleri ile ilgili derse ihtiyaç duyulduğunda süleyman abinin kapısı çalınacak.

Benim gibi yeni başlayan amatör fotografçılar ile profesyonelliğe adım atmış kişilerin buluşması idi denilebilir.

Güzel bir hafta sonu idi nitekim

Teşekkürler Azgezmişler.

Keşke sizin kadar gezebilseydim

kaçmak

Yıllar önce bir arkadaşım o zaman vazgeçemeyeceğim sandığım bir dostum benim 6 ay yazmamamdan sonra gönderdiği mektupta şöyle demişti “ bu suskuyu sevmedim ben” arka sayfasında ise gökten düşen bir yıldız çizmişti ve altına “bizcileyin mahlukatlar ne kendi kendilerinin vampiri ne de vampirin aptal kurbanları olmalıdır” diye yazmıştı. Onunla dost olarak son görüşmem olmadı bu mektup. Yıllar sonra 2 kez daha gördüm onu. Birincisinde o beni görmezden geldi ikincisinde beni görmek istedi kabul ettim sırf o görmezden gelmenin intikamını almak için onunla görüştüm ama her kelimem ona saplamak istediğim bir hançerdi sanki . O görmezden geldiği gün dostluğumuzu unutmuştu ben görmezden geldiği günün acısını çıkartmak için bana yazdığı son mektuba vermediğim cevabı unutmuştum. O cevapta yazacak olan belliydi aslında; korkuyorum.

O zaman verdiğim karardan korkuyordum şimdi veremediklerimden. Yapmak istediklerim neler getirecek neler götürecek hayatımdan. Yapmak istediklerim neler neler.

Her gün yalancı bir oyun oynuyorum çalıştığım iş yerinde. Kendime yeni işler yaratıyorum. Yaşamak istemediğim bir hayata zorunlulukların dayatması diyelim. Alnımın akı ile çıkmak istiyorum şimdiye kadar olduğu gibi. Yaşamak istediklerim ve yapmak istemediklerimin çatışması. Hergün zorlayarak geçiyor. Her gün bir öncekinden daha fazla yıpratarak. Sürekli ertelediğim hayatı yaşamak istiyorum şimdi tüm benliğimle. Yeni yerler görmek yeni hayatlar tanışmak masamın bilgisayarımın tedarikçi firma faturalarının ,canım Türkiyem de firmaların arasındaki mesafelerin km lerin ,kamyoncuların ötesinde bir hayat.

Gitmek istiyorum buralardan,yapmak istemediklerimden kaçmak...alamadığım kararlardan korkmamak...



.

28 Aralık 2010 Salı

Kendi ölüm haberini almak


Komik geldi önce. Öyle ya yanında bir sürü insan.Onlarla gülerek anlaşmaya çalışırken gelen bir telefona dönüyorsun.Oysaki telefonun saatlerdir çalmaktadır ve sen sürekli sessize almışsın. Ama bu arayan önemli.rededemeyeceğin bir numara. 2 satırlık zaman dilimi için onun yaşadığı şehre gittiğinde kapıdan uğramadan o şehirden ayrılamayacağın kadar önemli. Geldiğimi duyarsa uğramadığını duyarsa kırılır dediğin kişi. Karşında bir kadın sesi. Bir anne. Sevdiğin bir insan nasılsın diye soruyor. İyiyim biraz grip olmuşum hayrola cevabının ardından seni rüyamda gördüm merak ettim diyor. İşin aslının öyle olmadığı cevapsız diğer numaraya döndüğünde anlaşılıyor. Kadının oğlu. iyimisin diye soruyor. Evet ne olduki şimdi annen aradı diyorum. Sabah bir telefon geldi. öldü dediler sabahtan beri sana ulaşmaya çalışıyorum ,haberi aldıktam sonra kahroldum,boşlukta gibiyim hele sen telefonlarını açmayınca diyor. Sabahtan beri gelen telefonların sırrı çözüldü. Bunu düşünürken soruyorum ne oldu ne oldu. Ölüm haberim. Gülüyorum önce iyiyim diyorum. Kadının Oğlu. 3-4 ay öncesine kadar o sabahlara kadar süren sohbetlerimizden önce pekde sevmediğim adam. Kadının oğlu arkadaşımın abisi. . Sonra aklıma geliyor söyledikleri. O 3-4 ay öncesine kadar pekte sevmediğim adam kahroldum diyor. Oysaki 3-4 ay öncesine kadar ne bir şey paylaşmışız kendisi ile ne de konuşmuşuz doğru düzgün selamlaşmaktan başka. Birde güvenip herşeyi anlatıkların var.
Bunları düşünüp birde sürekli değer verip hep kazık yediklerine karşılaşınca hala umut var diyorum. Hala umut var. İnsan nasıl sadece bir-iki gün sohbet ettiğinin ölüm haberini alınca boşluğa düşer kahrolur. Bunu sen anlayabilirsin . Sende onlardansın. Geri kalanlar seni ve sana benzeyenlerin istediği kadar güvenlerini ayaklar altına alsın hala umut var.