27 Mayıs 2011 Cuma

gençliğimin hikayesi


Ben beni bilirim
Ya sen beni bilirmisin
Sabahsız gecelerin çocuğuyum
Kuşatılmış akşamların
Korkunun kol gezdiği
ölüm kokan sokakların.
zamana direnirken açlıkla yaşlandı gözlerim
Susuzluk su değil sadece
çatlamış dudaklardı
doksanaltının yazıydı.
Bedenim hazırlanırken doksanyediye
ben yirmiüçten otuzbeşlere atladım usulca
İçimde akan deli kanı
Yatıştırmaktı tek dileğim
Başardım.
Bedeli gençliğimdi.
Bir yılda oniki yaş yaşlandım.
Kaybettiğim gençliğime inat
onbeşyıldır otuzbeş yaşındayım

25 Ocak 2011 Salı

yollar

Uzak yolların çocukları ıssız zamanların,.Kimi güneş gözlü kimi fırtına sözlü.Kimi sarı saçlı kimi kapkara.
Uzak yolların çocukları yürekleri aşk kokar,tenlerinde yanık sevdaların izleri.çantalarında gezgin ruhları.
Kimi zamanda dolaşır kimi mekanda ama dolaşır daima. Duraklamaları kalmak için değil yenilemek içindir vücutlarını
Uzak dağların çocukları,el değmemiş bir doğanın armağınıdır düşünceleri. Kötü değil umutsuz hiç değil. Gitmek ister onlarda uzaklara. Kozasından çıkan kelebek gibidir. Yuvasından uzaklaştıracak kanatlarının güzelliği gibi zanneder dünyayı ve kanat çırpar kendisini yok edecek akşama
Ne amansız bir sevdadır o . kopartır seni yurdundan ve insanından. Özlem demişler adına adı özlem olmasaydı adı hasret olmasaydı ve özlemde hasrette dönecek bir kucak bulamasaydı.
Aşk demişler adına. Kimi zaman yasak kimi zaman gizli kimi zaman ilan edilen, apaçık ve daima gerçek

hoş geldin bebek

Damla bebek geldi.Uzun zamandır bekleniyordu ancak biraz erken geldi. Hatta dün akşam serviste arkadaşa 2 gün sonra 2. kez dayı olacağım derken bilmiyordum ki küçük hanım dünya ile tanışmaya hazırlanıyormuş.
Zor olmadı ama doktorların dediğine göre burnu annesinin karın duvarına yapışmış.
Çook ağladı çok. Kıpkırmızı oluyor ağlarken. uykusuz geceler bekliyor galiba bizi.
Söylediklerine göre bana benziyormuş
Ben zaten dayıydım annesi anne babası zaten babaydı ama duygu abla oldu şimdi
Damla bebek geldi.hayatımıza yeni bir soluk getirdi
Duygunun kardeşi hoş geldi sefa geldi

Azgezmiş


Azgezmiş turizmin sayın yolcuları

Uzun zamandır gitmek isterim Safranbolu’ya

Ne zaman başladı bu isteğim. Galiba deli gibi çalıştığım dönemlerde izlediğim bir programda idi ve bu sene gezilecek yerler listemde de yer alıyordu.Aslında bir turla gidip şöyle deli gibi koşuşturulacak bir programda yer almak istemiyordum.Uzun uzadıya doyasıya tarih dolu sokaklarda o dokuyu hissederek o dokuyu yaşayarak gezmeliydim ve belkide bu günü bekledim.

Bir fotograf sitesinde rastladım safranbolu fotograf gezisi ile ilgili duyuruya. Hadi dedim ipini koparmışken devam et. Cuma gecesi saat 02:00 da başladı yolculuk. Sabahın ilk ışıklarında ve çılgın bir soğukta vardık safranboluya kahvaltın ardında rehberimiz safranbolu gönüllüsü ahmet abi ile başladık tura. Akşama kadar durmadık fotograf çekerek kah dağılıp kah toplanarak safranbolunun evlerini,çarşılarını sokaklarını ve insanlarını adım adım kadrajımıza sığdırarak dolu dolu bir gün geçirdik.

Kaldığımız otel eski bir safranbolu evi konforda falan değil işimiz yatak rahattı ama yemekler berbattı:)) Akşam yemeği benim için tam bir facia biraz gece fotografı çekeyim deyip çekemediktten sonra otele döndüğümde tek başına yemeği yemek zorunda kalmak ve rakıyı yudumlamak ise içler acısıydı.:)))

Akşam biraz sohbbetten sonra biraz odama çıkayım bari deyip sabah her yerim ağrıyarak kalkmak bir önceki günün ne kadar verimli geçtiğinin kanıtı.Önce cinci hamamı ardından arasta ardından eski hamam yazıköy ,mağara ve yemek.Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var ; sıcak hamamda fotograf makinesi ile fotograf çekilmiyor. :))))

Gelelim iki günün diğer gelişmelerine

Özgür insanlar zehra ve hakkı ceylan çifti. Gezgin bir ruha sahipler. Sistemin kapanına kıstırdığı benim gibi insanlardan değiller.Üstüne üstlük bu kapana girmiş pek çok insanı kendileri ile beraber çıkartmaya çalışacak kaşif adımlarını atacak kadar cesurlar. Amatör ruhlarını kaybetmemişler buda ruhumuzun konformist yanlarında yaralar açmıyor değil. Diğer insanları tanıyacak kadar zamanın olmadı ama yapılan kısa sohbetlerden anlaşıldığı üzere hoşsohbet oldukları kesin. Zaman içerisinde tanışacağız belki fotograf için toplanmış zaman gezginleri olacağız ama dedim ya akşam yemeği dışında pek sıkılmadım.sıkıntımın kaynağının insanlar olmaması da işin diğer güzel yanlarından.

kahveler ve sunumu çok güzeldi.Benim ayrıca hoşuma gitti. Sebebini bilen bilir.

Rehberimiz ahmet abiden öğrendiğimiz kadarı ile tanıştığın kız safranbolulu çıkarsa kesinlikle uzak durulacak.Yakanda kart altında pat pat olmadan safranboludan kız alınmayacak.

Yolculuk keyifliydi . Süleyman kaptan sanki CD leri bizim için hazırlamıştı.Ayrıca Hızlı sürüş teknikleri ile ilgili derse ihtiyaç duyulduğunda süleyman abinin kapısı çalınacak.

Benim gibi yeni başlayan amatör fotografçılar ile profesyonelliğe adım atmış kişilerin buluşması idi denilebilir.

Güzel bir hafta sonu idi nitekim

Teşekkürler Azgezmişler.

Keşke sizin kadar gezebilseydim

kaçmak

Yıllar önce bir arkadaşım o zaman vazgeçemeyeceğim sandığım bir dostum benim 6 ay yazmamamdan sonra gönderdiği mektupta şöyle demişti “ bu suskuyu sevmedim ben” arka sayfasında ise gökten düşen bir yıldız çizmişti ve altına “bizcileyin mahlukatlar ne kendi kendilerinin vampiri ne de vampirin aptal kurbanları olmalıdır” diye yazmıştı. Onunla dost olarak son görüşmem olmadı bu mektup. Yıllar sonra 2 kez daha gördüm onu. Birincisinde o beni görmezden geldi ikincisinde beni görmek istedi kabul ettim sırf o görmezden gelmenin intikamını almak için onunla görüştüm ama her kelimem ona saplamak istediğim bir hançerdi sanki . O görmezden geldiği gün dostluğumuzu unutmuştu ben görmezden geldiği günün acısını çıkartmak için bana yazdığı son mektuba vermediğim cevabı unutmuştum. O cevapta yazacak olan belliydi aslında; korkuyorum.

O zaman verdiğim karardan korkuyordum şimdi veremediklerimden. Yapmak istediklerim neler getirecek neler götürecek hayatımdan. Yapmak istediklerim neler neler.

Her gün yalancı bir oyun oynuyorum çalıştığım iş yerinde. Kendime yeni işler yaratıyorum. Yaşamak istemediğim bir hayata zorunlulukların dayatması diyelim. Alnımın akı ile çıkmak istiyorum şimdiye kadar olduğu gibi. Yaşamak istediklerim ve yapmak istemediklerimin çatışması. Hergün zorlayarak geçiyor. Her gün bir öncekinden daha fazla yıpratarak. Sürekli ertelediğim hayatı yaşamak istiyorum şimdi tüm benliğimle. Yeni yerler görmek yeni hayatlar tanışmak masamın bilgisayarımın tedarikçi firma faturalarının ,canım Türkiyem de firmaların arasındaki mesafelerin km lerin ,kamyoncuların ötesinde bir hayat.

Gitmek istiyorum buralardan,yapmak istemediklerimden kaçmak...alamadığım kararlardan korkmamak...



.

28 Aralık 2010 Salı

Kendi ölüm haberini almak


Komik geldi önce. Öyle ya yanında bir sürü insan.Onlarla gülerek anlaşmaya çalışırken gelen bir telefona dönüyorsun.Oysaki telefonun saatlerdir çalmaktadır ve sen sürekli sessize almışsın. Ama bu arayan önemli.rededemeyeceğin bir numara. 2 satırlık zaman dilimi için onun yaşadığı şehre gittiğinde kapıdan uğramadan o şehirden ayrılamayacağın kadar önemli. Geldiğimi duyarsa uğramadığını duyarsa kırılır dediğin kişi. Karşında bir kadın sesi. Bir anne. Sevdiğin bir insan nasılsın diye soruyor. İyiyim biraz grip olmuşum hayrola cevabının ardından seni rüyamda gördüm merak ettim diyor. İşin aslının öyle olmadığı cevapsız diğer numaraya döndüğünde anlaşılıyor. Kadının oğlu. iyimisin diye soruyor. Evet ne olduki şimdi annen aradı diyorum. Sabah bir telefon geldi. öldü dediler sabahtan beri sana ulaşmaya çalışıyorum ,haberi aldıktam sonra kahroldum,boşlukta gibiyim hele sen telefonlarını açmayınca diyor. Sabahtan beri gelen telefonların sırrı çözüldü. Bunu düşünürken soruyorum ne oldu ne oldu. Ölüm haberim. Gülüyorum önce iyiyim diyorum. Kadının Oğlu. 3-4 ay öncesine kadar o sabahlara kadar süren sohbetlerimizden önce pekde sevmediğim adam. Kadının oğlu arkadaşımın abisi. . Sonra aklıma geliyor söyledikleri. O 3-4 ay öncesine kadar pekte sevmediğim adam kahroldum diyor. Oysaki 3-4 ay öncesine kadar ne bir şey paylaşmışız kendisi ile ne de konuşmuşuz doğru düzgün selamlaşmaktan başka. Birde güvenip herşeyi anlatıkların var.
Bunları düşünüp birde sürekli değer verip hep kazık yediklerine karşılaşınca hala umut var diyorum. Hala umut var. İnsan nasıl sadece bir-iki gün sohbet ettiğinin ölüm haberini alınca boşluğa düşer kahrolur. Bunu sen anlayabilirsin . Sende onlardansın. Geri kalanlar seni ve sana benzeyenlerin istediği kadar güvenlerini ayaklar altına alsın hala umut var.

Yeni Yaş




Son 3-4 haftadır farklı bir süreçten geçiyorum. Hayatım boyunca sürekli olarak dik durmaya çalıştım. Hani derler ya eğilmez cinsten.mesela bu akşam bir yakınım kuzenimin eşi beni ilk gördüğünde aklından geçenleri söyledi “sert ,ürkütücü,kaya gibi” Hep öyle durmaya çalışmaktan kaşlarımın arasında derin çizgiler oluştu. İş hayatının cilvesimidir nedir kötü adam rolünü oynamakta bana düştü.Hatta iş hayatımda şu an yakın olduğum insanlar bile benim ne musibet birisi olduğumu anlatırlar yeri geldikçe. Fırsatı kaçırmazlar.
Her neyse ne demiştik başlarken son 3-4 haftadır farklı bir süreçten geçiyorum. Çocukluğumu düşünüyorum mesela. Özellikle şimdi hayatta olmayan çocukluk arkadaşlarım bir şekilde çok takılır oldu aklıma. Onlar ,yaşadıklarımız ve kimin şimdi nerede ne yaptığı. Çocukluk zamanları güzeldir insanın. Farklılıkların en az olduğu yaşlar olduğu için belkide.Hala görüştüğüm çocukluk arkadaşlarım var. birde hala aradıklarım. Nerdeler ne yaparlar. Şu face dedikleri birazda bu işe yaradı.
Çocukluk demişken ben çok yer dolaştım. Çocukluğumda mesela ilk okulu 4 ayrı okulda okudum. Sonra ortaokulda 2 okul lisede 2 okul. Üniversite de alışkanlıktanmı nedir 2 okulda okudum. Bir tanesi paklamadı işte (Hatta bugünlerde 3. ye kayıt yaptırma telaşı içindeyim)
İnsanın bu kadar çok dolaşınca çok arkadaşı vardır değilmi. Ben bir gün ayrılacağımı bildiğimden olsa gerek fazla içiçe olmamayı tercih ettim.Hep en fazla 1 bilemedin 2 arkadaşım oldu benim, ama onlarla herşeyi paylaştım. Sırlarımı,soframı herşeyimi. 18-20 li yaşlara kadar pek arkadaşımda olmadı açıkçası. 1-2 tanesi yetti pekte fazlasına ihtiyacım olmadığını düşündüm. Şu anda da şu face listesine bakıpta saysam hani kaç tane arkadaşım varmış diye herşeyi paylaştığım insan sayısı 2 elin parmaklarını zor geçer.
20 li yaşlar zor zamanlardı vesselam. Çok insanla tanıştım çok şey paylaştım ama şimdi o dönemdende elimde kalan 1-2 kişi fazlası yok. O 1-2 kişi ilede hemen her hafta sonu bir aradayız. Gerçek dostluk dedikleri cinsten. Mesela okulun mezuniyet yemeklerine falan katılmam. Çünkü okuldan doğru düzgün görüştüğüm arkadaşım olmadı. Bir arkadaşım vardı. Oda kız arkadaşımdı . En son ben 7 seneye rağmen eşyalarımızı bile almışken,annesinin beni çağırdığı hafta sonunun öncesinden sırf sorumluluk almaktan korktuğum için(hayatın garip tecellisi işte şu anda 430 kişinin sorumluluğunu taşımak ) bitti diyerek terk ettikten sonra kafamda kırmaya çalıştığı şarap şişesinin ardından bir daha da görüşmedik. 20 li yaşlar demişken deliydim o sıralar kalk derlerdi otururdum otur derlerdi kalkardım. ( gerçi bazı yerlerde hala öyleyim ya)
20 li yaşların sonu ve 30 lu yaşların başı iş hayatı vs derken yine zamanım olmadı öyle dostluklara vs . Saysam dürüstlük ,insanlık ,saygı gibi erdemlere sahip 5-10 kişi ya çıkar ya çıkmaz. Onlardan bir kısmı bile belki gerçek arkadaşlar değil ama iş hayatında alınan bir nefes sadece.İşten çıkınca kaçı ile nerede karşılarız , Ya da karşılaşırmıyız tartışılır. 1-2 si dışında karşılaşmayız herhalde. Ama yolda görsem selam vermedende geçmem.Kaçırmam bakışlarımı Ahde vefa ya inanırım ben.
Her neyse ne anlatıyordum. 3-4 haftadır farklı bir süreçten geçiyorum. Önce çocukluğumu hatırladım. Sonra tüm bunların üzerine iş hayatındaki karışıklıklar. Gidenler gelenler vs vs. Belkide anneannemim ölümünün duygusal etkileri bunlar .Herbiri önemsiz gibi görünsede birleştiği zaman o kaya gibi diye tabir edilen insanın yapmayacağı şeyler yapmaya başladım. Belkide kayanın altında dolaşan kızgın lavlar bir çıkış noktası aradı bir patlama noktası ve basıncın etkisine dayanamayıp çocukluğumu hatırladığım noktadan çıktı dışarı.. Neden oldu birden böyle bilmiyorum. Ancak 20 gün sonra doğum günüm 35 i terk ediyorum usulca. 36 bitirilmek için sırada
dedikleri doğrumu acaba,İnsan yaşlandıkca duygusallaşırmış. Yaşlanıyormuyum ne.

defterime yazdıklarım



Benim bir defterim var…
Bu deftere yazmaya başlayalı yaklaşık olarak 16 yıl geçti. Günlük değil. Sadece şiirlerde yok içinde. Sayfaları kimi küçük notlar, kimi şiirler ,kimi mektuplar ve kimi fotograflar dolduruyor sayfalarını. Düzenli değil alabildiğine karmaşık gelir, defteri eline ilk kez alana. Ancak ben o deftere neyi ne zaman hangi yılın hangi ayında yazdığımı biliyorum.
Mesela bir sayfada 1995 yılının aralık ayının otuzunda yazmışım bir arka sayfaya 1996 yılının eylül ayında . Bir sonraki sayfa 1996 yılının mayıs ayında yazılmış. Tüm bunlardan sayfalar sonra 1994 yılının 25 temmuz ayında bir anı paylaşılmış. Oradan 1998 yılının nisan ayına geçmiş. Hayatım gibi karma karışık. Bu tarihler sayfaların birçoğunda yazmıyor ancak ben hatırlıyorum. Kimler yok ki o sayfalar da .Yüreğimin derinliklerinde sır olanlar, kaybettiklerim kazandıklarım dostlarım, düşmanlarım, dost bildiklerim bazen kaybettiğimi sanmışken yıllar sonra kazandıklarım. kimler yok ki.
Benim bir yaşamım var
şairin dediği yolun yarısını çoktan geçmiş… düşünüyorum kimi zaman konuştuğum bir insanı nerde hatırladığımı . yada çocukluğumdan bir anı hatırlamak istiyorum beceremiyorum.
İnsan neyi hatırlayıp neyi hatırlamak istemediğine nasıl karar veriyor. mesela bazen bir vesikalık fotograf görüyorum ben bu kişiyi tanımıştım bile diyemiyorum. Ama aynı adamı gülerken görsem tamam diyorum bu o . garip bir durum. Hatırlamak için defter gerekmez oysa
Benim bir yaşamım var . Bu yaşamda hatırlamak isteyip hatırlayamadıklarım, kazanmak isteyipte bu saatten sonra geç oldu artık deyip yaşanmamışlıklara ah ettiklerim, çevremdeki insanlara bakıp kaybettiğim dostluklara imrendiklerim
benim bir defterim var içinde unutmak isteyipte unutamadıklarım

Bilmiyordum

Ben bu kadar sevildiğimi bilmiyordum. Kötü anılan yönetici diyordum. Arkandan iyi ki gitti diyecekler diyordum. Öyle diyenlerde oldu şüphesiz. Ama ben bana gitme demeyeceklerini bilmiyordum. Bana dönmem için ne istersen yapalım diyeceklerini bilmiyordum. ben mutluyum benim için bir şey yapmayın derken ,bunu bana bir zamanlar kızdığım bağırdığım insanların biz seni seviyoruz diyerek söyleyeceklerini bilmiyordum. herkes sevinir sanıyordum.Dönmeyeceğimi biliyorum ama bilmediklerimi bilmiyordum. Mutlu oldum

.

OTUZSEKİZ YAŞ


Bundan yaklaşık 1,5 sene öncesi idi. Arabada beni Mecidiyeköye götüren arkadaşa 38 yaşımı doldurmadan hayallerimin peşine düşeceğim demiştim. Keza aynı günlerde 40 yaşıma bu ülkede başkasının yanında deli gibi çalışarak girmeyeceğim dediğim gibi.
37 yaşını facebookta gizlediğim doğum günümün bitimine yakın bu günlerde neler yaptığımı ve neler yapacağımı anlatmak istedim. Aslında hesaplaşmam bu kendimle ve yaşantımla.
37 yaş biraz farklı oldu. Uzun zamandır şikayet ettiğim ama bir türlü kopamadığım eski şirketimden bir kaç günün içinde ayrılıverdim. Sebebi çıktığım bir tatilde kendimi bulmam gibi görünsede aslında tek sebep bu değildi. Galiba ben kendimi aramayı unutmuşum unuttuklarımın tamamını hatırladım. Umutlarımı korkularımı.yakınımda olan bir kaç kişinin dışında kimsenin bilmediği sırlarımı. Mesela 96 yazında ne yapıyordunuz siz. 96 yazı ölüm kokuyordu bedenim. Çürümüş et parçası. Dirhem dirhem boğazı yakıp geçen aseton kokusu. Ben 96 yılından sonra bir daha mücver yemedim. Hep ölümü hatırlattı bana. Neden diye sormayın dedim ya sır çünkü.Bu neşeli yüzün ardında bir kabus....
Ardından gelip geçen yıllar. Deli gibi çalıştığım aslında bir şeylerden ve/veya kendimden kaçtığım yıllar oldu.
37 yaş biraz farklı geldi. Dedim ya kendimi arama serüvenine başladığım yıl olacak 2010 takvim sayfalarında benim için. Önce 10 gün tatil ardından 5 gün ardından işten ayrılış kısa sürede yeni bir iş bulma ve orada başlayan yeni bir hayat. Yeni bir hayatın içinde yeni arayışlar. Deli gibi beklenen 38 yaş. ya 38 yaş kapıya dayandı çok değil 4-5 gün sonra bedenimin bir köşesine bir yıllığına oturacak.ama ben 37 yaşın son günlerinde kendimle ilgili kararlar alıyorum. Bu günlerde bir değişim fırtınasına girdim sanki. Mesela zayıflamaya karar verdim ve diyetisyene gittim. Önümüzdeki günlerde başlıyorum. Yarın pasaportta başvuruyorum. Ne mi yapacağım. Gitmeye karar verdim. Uzaklara. Ne kadar uzak derseniz yaklaşık 19 saat. Bir lisan bir insan demişler ya dil öğrenmek bahane. O hayallerin bonusu sadece. Ben yeni bir yaşama gidiyorum. Tanıyan kimsenin olmadığı ,sırların olmadığı , korkuların olmadığı özgürlüğün tadı gibi bir şey.Biraz özlem olacak tabi göremediklerime konuşamadıklarıma ve dokunamadıklarıma. Tadamadıklarıma belki. Ama gitmek istiyordum ve hazırlıklara başladım. Zor olacak. Şimdiden 2-3 yıl evinden sevdiklerinden uzakta olmak ama marco polo venedikten ayrılma gücünü kendinde bulmasaydı marco polo olabilirmiydi.Belki bende gittiğim yerde beni ağırlayacak bir kubilay han bulurum yada en iyisi kendi kendimin kubilay hanı olurum.değilmi.
Dün bir piyango bileti seçtim sonu 38 ile biten içimden değil yüksek sesle 38 yaşım uğurlu gelsin dedim. Belki benim dileğim tutmaz ama dileği tutan varsa benim için bir dilek tutsun dilekleri gerçekleşsin diye. Tek istediğim bu insanlardan. Birde biraz önce dinlediğim şarkının üzerine tıklamaya çalışırken yanlış yere tıkladım ve bir sayfa açıldı başında yolculuk isimli şiir Nazımdan bana ve herkese gelsin. Biraz da beni anlatıyor. Birazda ruhumun şair yanına dokunuyor.
Yine söylüyorum 38 yaşım uğurlu gelsin. Bloğumda dediğim gibi 35 ten sonra geriye saymaya başlayanlardayım 70 li yaşlarda yeni doğmuş bir bebek saflığında 70 yılın sırlarını taşıyan bir bilge olmak istiyorum. Bunun için çok yer görmek istiyorum. ama her şeyden önce 38 yaşın uğurlu gelmesini istiyorum.
Bir şair yolculuk ediyor
bir denizinde dünyamızın
bakarak bir yıldıza.
Yolculuk ediyor şairin biri
yıldızlardan birinde bir denizde
bakarak dünyamıza.
Yolculuk ediyor şairler
denizlerinde kâinatın
bakarak birbirine.