27 Haziran 2010 Pazar

İzzet Tatilde


Ne demek şimdi bu demeyin. 6 yıldır ilk defa yıllık izin kullanıyorum. hemde tatil yaparak. Gerçi gene acele oldu ama oldu. Şu an kayaköy sanat kampından yazıyorum merak edenler için www.sanatkampi.com
Bugün ne yaptık. Tanışma ardından kayaköy hakkında belgesel ardından kayaköy içinde yürüyüş. tam 2 saat yokuş yukarı yürümüşüz. ardından yoga yaptı. ben hergün yoga yaparsam kesin zayıflarım. her tarafım ağrıyor.
Akşamda yemekten sonra bir sohbet kim sanat ederini ne amaçla kullanır. nasıl kullanılmalı.

Yok canım gelirken alelacele yola çıktık . nasıl bir yere gidiyorum sıkılacakmıyım diyordum. Bu tatil iyi geçecek gibi görünüyor.

Bir sürü yeni insanla tanıştım. onlar hakkında yarın bir şeyler yazarım artık

11 Haziran 2010 Cuma

YILDIZ TOPLAYICILARI


Uzak yollardan geldik. Uzun zamanlardan
Güneşi yenmiş edası ile dolaşan
Yüreksiz bir akşamın çığlığıydı sokaklarda yankılanan.
Korku şehrinin korkusuz şövalyeleri
Lanetli bir gecenin ölü yıldız toplayan çocukları…
Birisi mavi mavi bakardı, biri lacivert birisi daima ıslak bakar utangaç gülerdi. Biri kapkara gözleri bembeyaz dişleri ile yürekliydi. Yürekliliği birazda dillere destandı. Birde ela gözlü bir kadın vardı. Diğerleri gibi hep yanımdaydı. Ablamdı. Dediklerine göre benimse güneşte yosun yeşiliydi gözlerim. Hep gülerdim. Bazen de sebepsiz ağlardım. Kızgın çocuksu kahraman olmaya çalışan bir civan.
Geceler uzun yıldızlar çoktu.
Tükenmek bilmez bir tarlada hasat zamanıydı
Payımıza düşen ölmüş yıldızlardı çoğu zaman.
Ölen bizdik kifayetsiz şafaklarda
Ve düşen yıldızlardık kayarcasına
Bir aralık akşamıydı hatırımda kalan. Bir aralık akşamı ayrılırken bilemezdik son olduğunu. Bir İstanbul akşamında kuralsız cümleler gibi kurulmuş sokaklarda kaybettik birbirimizi. Lacivert gözlü olan mı hızlıydı ben mi yavaştım anlamadım. Güneş yine ölüyordu ve geceye dönen akşam korku salmaya başlıyordu usulca
Ve gözlerimiz toplayacak yıldız ararken
Bir yıldız hızlıca kaydı
Bu sefer farklıydı
Lacivert gözlü kadından bir daha haber alınamadı
En son gördüklerinde üzerinde kırmızı bir elbise varmış
Yağmurdan mı bilinmez ıslakmış.
Lacivert, kırmızı ve siyah ne yakışırdı teninin rengine. Ah ben ki çok düşündüm nereye düştüğünü neden ve nasıl gittiğini. Bir ismi kaldı aklımda birde dünyaya meydan okuyan edası. Bir de içtiğimiz şarapların tadı. Kekremsi bir tattı. Vişne çürüğümü desem kokmuş üzüm kokusu mu?
Daima ıslak bakıp gülümseyen gitti sonra
Çekirge gibi bir adamdı.
Kendine olan tüm güveniyle
Gecenin içinde kaybolacak kadar hızlı sıçradı.
Bir iki ve üç
Sonra hayatın kapanına yakalandı ve oradan çıkamadı
Bir gün kırmızı sakallı adamı gördük dediler. Bir gün… Sonrası olmadı ki hiç. Düşünüyorum, hala ıslak ıslak bakıp gülümsüyor mu hayata.
Mavi mavi bakan gitti sonra.
Birisini sevmişti
O gel demişti bu nedenle gidecekti.
Ayrıldığımız yer taksim parkı
Benim için ayrılıkların ve buluşmaların mekânı.
O gel demeseydi belki yıldız toplamak uğruna gecenin karanlığında kaybolup gidecekti. Gece yanığı teni sokaklara yenilecekti. Yıllar sonra karşılaştığımda Onu götüren de gitmişti ve yıllar onun gülen gözlerinden çok şey götürmüştü. Konuşmadık bile. Sadece uzaktan bakıp geçtim yıldız gözlerine
Siyah saçlı kız
Sonra Oda gitti
Onunda gidişi bir aralık akşamıydı.
İmi timi belirsiz oldu yıllar boyunca.
Sonra bir gazete haberinde rastladım bembeyaz gülüşüne
Unutmamıştım
Ama yinede şaşırdım
Yıllar boyunca o gece de kaybolan yıldızlardan sanmıştım onu da. Önce kuralsız sokaklarda gözlerimle hep onu aradım. Sonra haber saldım uzak diyarlara. Hep düşünmüştüm, yalnız gecelerde korkuların kucağında mı yaşıyor hala diye. Neyse ki mutluymuş Neyse ki kaybolmamış. Neyse ki düşmemiş kayan diğer yıldızlar gibi gecenin koynunda.
Ve ela gözlü olan
Bir başımıza kalmadık hiç
Diğerleri gibi değildik
Şans yanımızdaydı daima
Belki de birbirimizin şansıydık.
Tanıklık ettiği gibi yaşlanmama
Bende tanıklık ettim onun yaşlanmasına.
Şairin dediği gibi
“Yüreğimde kanayanımdı ablamdı.”
Yoksul zamanlarımızın iki sırdaşı çoğu zaman gecelerin yıldız toplayıcılarının birbirinden ayrılmaz iki yoldaşı olduk. Biz yıldız toplamaktan vazgeçtikçe ölü yıldızlar yağmur gibi kaydı hayattan. Buraya yazılmayan bir sürü insan düştü hayattan gözlerimizde yaşlar bırakarak.( Biri vardı ki hala içimi sızlatır saçlarında taşıdığı bahar kokusu.) Zamanla o yolunu çizdi. Acılarını gömüp geçmişine yeni bir hayatı yol tuttu. Bir kızı oldu. Yaşamını ve hayallerini ona bağladı. Zaman geçtikçe o çocuk ölü yıldız toplayıcılarının korktuğu geceyi yenmemizi sağlayan güneş oldu.
Ben mi?
Ben çoktan beri unuttum gözlerimin rengini
Sahi ne renkti gözlerim ?

7 Haziran 2010 Pazartesi

Perde kapandı

Ve perde kapandı
İndi sahneden
Rol bitmişti
Bitmişti oyun
Seyircilere fark ettirmeden
Oturdu koltuklardan birine
Perde açıldı
Yeni oyunu seyre başladı

Ve perde kapandı
Sahnelerin mutlu soytarısı
Silip makyajı
Mutsuzluk tablosunu boyadı yüzüne
Mutsuz insan oldu
Ama olsun
Sonunda insandı

Kapandı perde
Salon boşaldı
Açıldı hayat
Aktör
Soytarı
Kala kaldı
Korku filmi başlamıştı

3 Haziran 2010 Perşembe

yaşam alacaklarını toplamakta

Ne için hayata gelir insan
Ne için yaşar
Ölüm değimlidir yaşamı sonlandıran
Modern zamanlarda yaşıyoruz
X hayatlar
Y insanlar
Z iş
T teknoloji
Alfa bankalar
Beta kredi kartları
Sonsuz borçlar
Birde toplumsal sorumluluklar
Evlenmek lazım
2 de çocuk koduk mu dünyaya
ne geçti eline
Düşünmedikten sonra yaşamı
Kayıtsız kalınca çevreye
Her şey geleceğini garanti altına almak çabası mı
Ne zaman yaşar insan
Giden geri gelmiş mi öte dünyadan
İlkel zamanları düşününce
İnsan yemek için avlar
Yaşamak için savaşır
Ne yaparlardı okadar boş zamanlarında
Her şey seksmiydi acab a
Biz mi boktan yaptık dünyayı
Aldığımızda da bu kadar boktanmıydı acaba
Cevapsız sorular
Her soru cevabını içinde barındırmıyor.
Sadece borçlu geldik borçlu gideceğiz
Yasam alacaklarını toplamakta

......


Baygın baygın bakardın
Bakışlarınla insanları yakardın.
Belaya bulaşmasın diye başım
Yere bak derdim
Sen kaldırımları yakardın.
Şehrimin Arnavut taşlarıyla süslü sokaklarında
Kaldırımlara adını yazardın
Baygın baygın bakardın
Sonra
Hala hatırlamıyorum
1 nisan şakasının ardından gelen o günü
Hala hatırlamıyorum
O gece nasıl geldiğimi eve
Neden nasıl ve ne olduğunu
Sadece biliyorum
Yoksun
Gittin……..
Son defa
Bakışlarımı bakışlarınla yakmadın
Arkana da bakmadın
Ben gözlerine doyamadım

31 Mayıs 2010 Pazartesi

..

Uzun zaman olmuş sevgili blog
Neler oldu bu 3 haftada hadi seninle beraber bakalım.
Hatırlarsan en son 15 Mayıs günü konuşmuştuk. 15 Mayıs günü öğlenden sonra 16.45 de gelen telefonla canım çok sıkıldı. Ailemizde bir jenerasyonun son üyesi terzili annem hayatını kaybetmişti. Bu yüzden samsuna gittim. Samsun 16 mayıs da samsun güzeldi. Gelincik tarlaları bezemişti her yanı. Ancak güzellik siyah beyaz bir acı dolu idi bizim için. Daha 3 ay önce yaptığımız konuşmada hadi yazın görüşürüz diye ayrılırken ben bu sene iyi değilim yazı göremem daha önce gelirsin demişti. Aynen dediği gibi oldu. 3 ay önce dedemin cenazesinde Bir tek ben kaldım. Beni de götür diye ağlamıştı dediği gibi oldu galiba.

Sonra başka neler oldu. Histone kuruldu. Aslında yaklaşık bir ay önce kurulmuştu ama ilk tekliflerimizi verdik. Histone bizim şirketimiz. Yani yarın atılsam işe başlayamama gibi ya da ben ne yaparım kaygımın olmadığı bir yatırım benim için. Gerçi maaşı alınca bir ortak çıktı denilebilir. Yok, şirket kuruluşu, Web sitesi, müşteri ziyaretleri için ziyaretler vs derken astarı yüzünden pahalıya geldi ama olsun. Bir çocuğum oldu diyelim. Laf aramızda bugün ilk sözleşmemizi imzaladık. Dün gece 2 ye adar sözleşme üzerinde uğraşmıştım. Küçük bir iş ama gene de bir iş işte. İşi kurduktan sonra bu işin olabileceği yapılabileceği üzerine bir umut benim için.

Geçen hafta sonu birlikte kahvaltı ettiğim bir arkadaşımda bizim çocuk büyürken emek vermek istediğini söyledi. Sende arkadaşlarına söylersin değil mi blog. Belki bir şeyler daha katarız beraber. Ne düşünüyorum biliyor musun belki bir gün şimdi beraber olan herkes aynı çatı altında ortak kararlar alıp eski gibi kolektif içinde güzel şeyler yaratabiliriz. Bir de ne düşünüyorum bir çiftliğimiz olsa söyle herkesin ayrı evlerinin olduğu ama ortak yaşam alanlarının bulunduğu neyse bunlar uzak hayaller
Dünde çorum da idim. Sana Kenmemo 'nun öyküsünden bahsedeyim. Zehir gibi akıllı iki genç adam. Ama umutsuzluk içindeler. Onlarla bir şeyler yapmaya çalışacağız şimdi.
Umarım onlar içinde bizim içinde iyi olur diye düşünüyorum.
3 hafta da başka neler oldu. İşyerinde sıkıcı olaylar yaşanıyor. Acayip bunaldım. Hatta saçım ve sakalım hiç olmadığı kadar beyazladı. Değerlerimle çelişmem isteniyor. Yapamıyorum. Umarım hayırlı olur.
Bu sene hemen her hafta dışarıdayım. Leyleği havada gördüğüm söyleniyor. Ben dün leyleği hem havada hem suda gördüm. Ayrıca kartalda gördüm. Gördüğüm ilkel ve yararlı su değirmenini de geçmeyelim.İlginç bir yolculuk oldu benim için.

Bu arada biraz önce koltuğu bu ay 4 kez kırdım. Galiba kilo vermem gerekiyor

Çağrı




Bugün 31.05.2010. Bugün israil açıklarında insanlık bir kez daha öldürüldü.
Dünya alıştı artık küçük çocuk genç yaşlı kadın erkek demeden insanlığımızın her gün bombalarla, kurşunlarla, snipperlar la katledilmesine.
Alışmamalıyız oysa.
One minute demeye benzemiyor değil mi; Ülkemi terk edin demek.
Öne minute demeye benzemiyor kendi Musevilerine tepkisiz kalmayın demek.
Gazze de bombalar yağarken, bombalar altında insanlık katledilirken İsrail büyükelçisini sadece kınayanlar biraz zaman sonra Davos ta koltukta one minute diyerek meydan okumuşlardı. Ve işte tam 1,5 yıl sonra bu sefer yardım gemileri vuruldu. Sn: One minute Hadi gemiyi vuranların uluslararası mahkemede yargılanması için BM' lere teslim edilmesini isteyin ya da sizde İsrail’e şu muhteşem gücümüzü gösterin. Gerçi koltuklar üzerinde one minute demeye benzemez Chavez gibi ülkemi terk edin yoksa sizi tutuklayacağım demek.
Sadece Sn:One minute ‘den bir şeyler beklemiyoruz. Hitler faşizmine direnen Musevileri İsrail faşizmine direnmeye çağırıyoruz, insanlığın ölmemesi için bir şeyler yapmak lazım.

11 Mayıs 2010 Salı

Sarıkeçililer durmasın


7 Mayıs günü Türkiye’nin son konar- göçerleri olan sarı keçililer ile beraber olmak yürüyüşlerine başlamadan onları desteklemek için mersin in Gülnar ilçesine doğru yola çıktık.
Uçaktan inmemizin ardından adana dan alacağımız Şafakların evine gittik. Sabah günün ilk ışıkları ile yola koyulduk. Dehşet verici güzellikteki kanyonlardan ve yaylalalar dan geçerek Gülnar a vardık. Gülnar küçük bir ilçe. Burada yapılan panele katıldık. Panelde ağırlıklı olarak Sarı keçililer Yörüklerinin doğal yaşamın ne kadar önemli bir zinciri olduğundan bahsedilerek özellikle Yörük kültürünün yok edilmemesi gerektiği ve Sarı keçililerin yaşam alanlarının göç yollarının son dönemde kısıtlanmasından dolayı ortaya çıkan sıkıntılardan bahsedildi. Sarı keçililerin en önemli gelir kaynağı olan hayvancılığın ortadan kaldırılmaya çalışılmasına karşı alınabilecek önlemler konuşuldı.
Arkasından göç yollarına düştük. Gülnar ‘dan 20 km ötede yaylalara. Çadırlar hazırlandı. Gelen insanlarla tek tek ilgilenilmeye başlandı. Yörüklere özgü eğlence, kına gecesi yapıldı. Gecenin ilerleyen saatlerinde bir kısım insan yorgunluktan battaniye altında sızarken bir kısım insan ateş başlarında toplanmaya başladı. Hiç tanımadığın insanlarla hiç tanımadığın yerlerde yapılan sohbetlerin tadına diyecek yoktu.
Sabah kahvaltıda yediğimiz gözleme kadar tatlı idi .Sarıkeçililer derneği başkanı Pervin hanımın herkese aç kalmayın , içiniz ısınsın diye çay getirmesi ,gözleme ikram etmesi Yörük misafirperverliğinin simgesi idi.
En güzeli de akşam olmadan hemen önce bazı insanların yanınıza gelip uzaktan geldiniz buralar geceleri soğuk olur hadi evlerimize gidelim, yemeğimizi yiyin sohbet edelim demesi idi. Kalmadı bitti dediğimiz adetler bunlar. Keşke yaşasaydı dediğimiz adetler. İç çekerek kitaplarda okuduğumuz… Yaşayan canlı örneklerini görmek istiyorsanız Toroslara gidin. Yaşar kemalin kitaplarında anlattığı 5 direkli Yörük çadırlarının anlatıldığı, kıl çadırda yaşayan keçi sütünü yoğurdunu yiyerek beslenen, kullanacağı bütün eşyaları kendi üreten, elektriği bilen ama uzak duran insanların yaşadığı Torosları görmek istiyorsanız vakit kaybetmeden gidin. Kim bilir sizde ayrılırken belki benim gibi keşke hep burada kalma şansım olsaydı dersiniz.
Not:17-18 Temmuzda Isparta Yörükleri Isparta da toplanacaklar.

4 Mayıs 2010 Salı

Benim şehrim Benim Samatyam


Aralıklarla da olsa yıllardır İstanbul da yaşıyorum. İlk geldiğim zamanlarda zannedersem 4-5 yaşlarındaydım. İstanbul Aksaray da oturuyorduk. Evimizin önünde bir otobüs durağı vardı. Etyemez otobüs durağı. Okumayı yazmayı sökünce 12 Eylül’ün sıkıntılarını bilmediğimden 24 Ocak kararlarından haberdar olmadığımdan eve pek et girmemesinin sebebini durağın ismine bağlamış olabilirim.
Evimiz bir apartmanın 5. Katında idi. Balkon olarak kocaman bir teras kullanıyorduk. Eski Türk filmlerini özellikle Metin Akpınar Zeki Alasya filmlerini izleyenler bizim evlerimizi görmüştür. Hani tren yolunun üzerinden geçen bir köprü vardı. Kenarında bahçe içerisinde eski ahşap evler. Bizim oturduğumuz apartmanların tam karşısı idi o bölge. Evlerimizin arkasında içinde kocaman bir ceviz ağacının olduğu bir bahçemiz vardı. O zamanlar o bölgedeki bütün evlerin arkasında bahçeler mevcuttu. Çocukluğumuz o bahçeden bu bahçeye girerek, bostanlar arasındaki çocuk bahçelerinde oynayarak geçti. Evimizin 2 Durak ötesi Samatya.

Bir çoğu için Samatya Ali haydarın Vakkas la kapıştığı, Vakkasın oğlunu kovaladığı Hanımla afeti devran Neriman’ın kapıştığı, Nerimanın kardeşi iğrenç Şeco’nun esnafa kan kustururken karısının peşinde koştuğu meydan.
Samatya benim için Koca Mustafa paşa istasyonuna giderken içinden geçtiğimiz kocaman meydan. Evimizin yanın da ki hastanenin adı. Sahillerinde top oynayıp, uçurtma uçurduğumuz yerler. O zamanlar Aksaray –k.Mustafa paşa –Samatya-Yedikule hattı ağırlıklı gayrı Müslim ve Müslümanların dostça yaşadığı yerdi. Mesela apartmanımızın girişindeki Necati amca ermeni idi. En alt komşumuz Suzan teyze ermeni idi. Çocukluğumuz onların çocukları ile oynayarak geçti. Akşamlar karşı komşumuzla makarna partileri yapardık. Yan apartmandaki maviş teyzenin evine gitmek istediğimizde şimdi kim 5 kat inip çıkacak diye çatılardan atlayarak evden eve geçerdik. İlk uçurtmamı arkadaşım şükranın annesinin dayısı yapmıştı. Güzel günlerdi.
Daha sonra bizim evlerimizin olduğu yeri hastane yapacaklarını söyleyerek yıktılar. Biz bahçelievler'e taşınmak zorunda kaldık. Herkes bir yerlere dağıldı.


Yıllar sonra iş yerinde bir arkadaşım her akşam takıldığı yere beni, götürdü. Çocukluğumun tarihi bütünleştiren kilise çanları ve ezan seslerinin birbirine karıştığı o muhteşem meydanına gittim. Bir daha da çıkamadım denilebilir.


Şimdi Samatya benim için Samatya balık evinin usta garsonu Erol’un geçerken bile hoş geldiniz dediği yer. Şarap sokağındaki Evdoksiya günbilir’in restoranında humus yediğim yer. Antik restoranda şakalaşarak nubar ve enişte ile arada bir demlendiğim yer. Çoğunun bilmediği ocak başında Samatya’nın müdavimleri ile yanında en iyi mezesi olan sohbet ile rakının tadını ve kokusunu içine çektiğim yer. Mesela zeki Müren hayranı Nubar, Mesela denizci emeklisi şef Enişte, Mesela emlakçı, Mesela Hasan hoca. Mesela bizim şirketten tekaüt Gürsan, Mesela adını hatırlayamadığım diğerleri. Mesela geçenlerde kaybedilen müdavim her şeye muhalefet Castro ve onun en yakın arkadaşı Mikail.
Evet, bir müdavim daha terk etti Samatyanın arka sokaklarını. Ben o gece orada değildim ama orada olanlar anlattılar. O gece Castro’nun her zaman oturduğu masaya bir rakı bardağı içine gül konularak bir bardak rakı ve yanına bir bardak su konulmuş. Masaya bir mum yakılmış. Maç olması nedeni ile hınca hınç dolu meyhanede o masaya kimse oturmamış. Sadece Mikail oturmuş. 90 dakika boyunca gözyaşlarını masaya akıtmış. Kimse o masadan sandalye almamış. Herkes masaya bakıp gidenin şerefine kadeh kaldırmış.


Nubar, Enişte,Gürsan ve diğerleri. Bizim insanlarımız.Sessiz, sakin,yalnız. Varsın öyle olsun. Varsın yalnız kalsın ama bozulmasın. Sürülmesin Samatyanın müdavimleri. Taksim de olduğu gibi git gide meydandan uzaklaşalım desek Samatya meydanının altı deniz. Düşmanmış gibi dökülüveririz denize mazallah.Zaten hepimiz azınlığız bugünlerde.

Toplumumuzun renkleri olan dilimize pelesenk olmuş azınlık kardeşlerimizle bütünleşmenin bu derece olduğu sokaklar, semtler mahalleler pek kalmadı artık. Bu müdavimler de kalmadı, bu adetlerde kalmadı. Hüzünlü bir son baharın son demlerini yaşıyor Samatya Meydanı. Sonu kış. Sonu volkan. Sonu Pompei ki küller saklamıyor çağımızda hiçbir şeyi. Karlar tamamen üzerini kapatmadan gidin görün Samatyayı. Birazcık hoşgörüye önem veriyorsanız birazcık sohbet ise içmekteki amaç ve birazcık mutluluksa istediğiniz gidin görün Samatya yı. Biraz daha beklerseniz kaybolacak çünkü. Samatya yeni yüzyılın yozluğuna yenik düşüp küllerin altında kalsa bile Samatya da ki kültürün yaşaması için gidip görmek gerek.



NOT:Fotograflar Facebook Samatyadan grubundan alınmıştır.

3 Mayıs 2010 Pazartesi

Bir ben var benim içimde


Bugünlerde aklıma eseni yapmaya başladım. Aslında uzun zamandır planlı yaşamaya çalışanlardanım.
Bu yüzden sıkıcı bir yaşantı sürdürdüğüm söylenilebilir. Ancak bu sıralar farklı davranıyorum. Farklılığımın sebebi yeni ben’e uyum sağlayamamak denilebilir. Çünkü eski Ben de yani gençlik zamanlarındaki halimde böyleydi benim. Aklına eseni yapan deli dolu bir genç adam düşünün. Zaman değiştirir demişlerdi. Bende buna adam akıllı inanmaya başlamıştım. Öyle ya hiç çalışmazken çalışmaya başlamak üstüne üstlük bazen 2-3 gün gıkını çıkarmadan çalışmak, evden işe işten eve bir adam. Cumartesi akşamları arkadaşlarla buluşup bazen geçmişi yâd etmek. Mesela eskiden kafana bile takmayacağın bir konu hakkında saatlerce tartışmak ya da bir talk Show hakkında sohbet etmek. Yok, yok canım bundan 17-18 sene önce bunlarda neymiş derdim ben.
Bugünlerde de demeye başladım. Bu hafta gençliğime tam ters taraftan bakmaya başladım. Yaptıklarım ve yaşadıklarım taban tabana zıt. Ama aklıma eseni yapıyorum işte. Nemi yapıyorum. Bugün işten çıktım. Saat 19.30 civarında galata köprüsü civarında idim. Arkadaşlarla buluştuk siparişi verirken ben sanki Eminönü’ne ya da Taksime gitme kararı vermişçesine ben bu akşam trenle Ankara’ya gideyim yarın sabah arkadaşlarla kahvaltı yapayım gün içinde başka bir arkadaşım var onu göreyim yarın akşam trene binip geri dönerim dedim. Tren biletimi aldım şu anda bu satırları trenden yazıyorum. Cebimde bulunan son 35 lira ile Ankara yoluna düştüm. Eskiden de böyle beş parasız yolculuklar yapardım. Gençliğime mi dönüyorum ne?
Galiba her bahar olduğu gibi bu baharda gene depreştirdi içimdeki asi adamı.