17 Ağustos 2010 Salı

aşk üzerine bir deneme


Sanki bu yazıyı yazarken bitecek sana olan tüm kızgınlığım değil mi ki başlamıştı bir yaz akşamında yine bitiverecekmiş gibi geliyor bir yaz akşamında. Unutmaya başlamak için yazıldı bu yazı. Hayal kırıklarını umutsuzlukları terk edilmişlikleri unutmak için. Yeni bir yerde yeni bir yaşama başlamak için yazıldı. Sana olan arayışımı artık durdurmak için yazıldı. Seni geride bırakmak için
Seni düşünmeyeli tam 4 gün oldu. 4 koca gün. 4 koca akşam 4 koca gece… Her şey koca ile başlayan ama çabucak geçiveren günler
Nerde başladı bu kara sevda. Düşünüyorum şimdi nerde başladı. Bitmişken ve artık bir daha dirilmeyeceğini, Bir gün karşılaşırsak eğer kelimelerle dile gelmeyeceğini bile bile.
Sana hasretim uzun zamanlar öncesinden gibi yaktı beni. Aşkı yaşadığım sende kendimi unuttum önce, sonra seni unuttum. sen ve ben bir mum alevinde söndük. Yalnız aşktı hissettiğim. İliklerime kadar aşk.
Utangaç bir çocuğun gözlerindeki soran bakışlar gibi baktım sana önce. Sonra bir gencin içini kaynatan sende kayboldum. Yaşlandığımda seni istediğimi haykırmak istedim dünyaya.
Yalnızlık uzun zamanlar öncesinden yoldaşımdı. Senin yalnızlığın ve güvensizliğin bana beni hatırlattı. Umutsuzlukların ve terk edilmelerin hasarladığı bir ömrü yaşıyorduk ayrı zamanlarda. Ayrı mekânlarda Yelkenlerini parçalanmış onu hareket ettiren rüzgârlara muhtaç. Hareket etmeye gücü olmayan takati kalmamış açık denizlerde parçalanacağını bile bile açık denizlerin hasreti yaşayan gemiler gibiydim. Sen ulaşacağım açık denizlerde demir atacağım beni koruyacak ilk liman. Aynı dağ gölünün güneşe hasreti gibi. Değil mi ki oda kuruyacağını bile bile güneşi ister. O güneş değil mi onun denizine ulaşmasını sağlayan o hasret ki kendini bitireceğini bile bile bitmek bilmez bir tutku ile inadına seven
Beni öyle sevdim seni. Olmazsa beni bitireceğini, Olmazsa hayatımı götüreceğimi sanarak. Önce limanımdan hareket ederken yara aldım. Sonra açık denizlerde parçalandım. Kanadı kırık kuş misali, kaptanını kaybetmiş gemi misali rüzgârın önünde sürüklenerek posedion un dalgalarını beni batıracağını bilerek, tek isteğim güvenli limanıma sana ulaşacağımı bilmekti. Sana ulaştığımda ilk vazgeçeceğin bendim anladım. Bir yandan yüreğime sardığım aşk bir yandan yürümeyeceğini bildiğim bir sevda. İkilemlerin ortasında güneşi olmayan günler yaşadım. Fırtınalı aşklar. Beni bir o yana bir bu yana savuran neyin intikamı olduğunu bilmediğim bir hınçla yapılan saldırılar. Sonunda beni limanından artık boğuşmaktan vazgeçtiğim okyanuslara atan içten gelen dalga.
Ben seni o dalgada kaybettim ve kendimi buldum.
Yıllar önceki beni. Asi çocuk günü dize getiren karanlıklar içinde yolunu hep bulan. Yalnızlığın içinde sağanak umutsuzluklara direnen. Korkmayan, kimseye verilecek hesabı olmayan Teşekkürler.

Fotograf:Serhan PİRPİR

Koçira..Bulutlar ülkesi

Bu sene bir gezenti oldum canım. Yay burcunun tüm özelliklerini sergilemek için elimden geleni yapıyorum. Eh sadece gezmek değil tüm patavatsızlıkları yapmaya başladım. Ruhumdaki o isyankâr çocuğu içimde tutmamak için tüm çabayı sarf ediyorum. Ruhum gezenti dedim ver elini Rize dedim atladım uçağa Trabzon oradan Rize ardından Kito.
Kito Bulutlar üzerinde gezen bir cennet sanki. Efsaneler adası Avalonu hatırlattı bana. Hani şu sisler arasındaki gizemli ada. Eski Kelt rahibelerinin yuvası.

Her ne kadar kelt rahibelerinden olmasak ta biraz pagan olduğumuz kesin. Öyle fazla inanışımız yoktur. Gülmekten korkanlardan değiliz.
Neyse lafı dağıtmayalım Rizeden çıktıktan sonra nefesimin kesildiği fırtına vadisine ulaştık. Başımı döndüren, ooo nidaları içinde bir yolculuktan sonra Kitoya ulaştık. Kito da durağımız Koçira
Koçira sımsıcak, el değmemiş doğanın içinde el değmemiş insanların yaşadığı gizli bir cennet sanki.
Gidiş günümde Koçira da kalmakta olan Murat ve Aysin, yasemin abla, Atakan, kızı Sara, anne babası ve eşi, O gün bize katılan koçira müdavimi Korkut abi Emel abla, Ruhan, Değer, ,Neşe, Haluk abi, Koçira ailesinin üyeleri beni davet eden Mehmet Ali ve Oğlu Özgür, Serhan abisi, Tugay, İbrahim abi ile kısa sürecek ama unutamayacağım bir serüven başladı bulutlar ülkesinde.
Bu arada Badara yaylasının ev sahibi koğuş yaşarı unutmamak lazım. Ah be yaşar ağabey şimdi seninle karşılıklı içmek vardı.
Her neyse bu tatil de galiba ben yürüyerek ölecem bu sene dedirten cinstendi. Ama olsun yinede güzeldi.
3 gün yürüdük( gerçi ben sadece bir gün yürüdüm ama) güldük, eğlendik, hayatımda ilk defa kayan yıldızları seyrettim. Her kayan yıldızda sema için af diledik(İbrahim abinin dediği gibi bizim dilek ancak Venüs kayarsa gerçekleşir ama. ). Samanyolu galaksisini ellerimle tutacağımı sandım. Yıldızlar altında yatmak istedik. Üşüdük, Yataktan her kalkışta kafamızı vurduk. Güneşten yandık. Mıhlama ve kuymak yedik. Tulum, saz eşliğinde atışmaları izledik. Şarap içtik, rakı içtik, mutfağa girip kendi cacığımızı yaptık. İlk defa iki gün önce tanıştığımız insanlarla sarılarak ayrıldık. Yayladan ayrılıp havalimanında uçağa binmeden yaylayı arayıp biz gidiyoruz demek istedik ama telefon çekmedi. Bir gün sonra nasılsınız biz sağ salim indik deme ihtiyacı duyduk. Bu arada çayı şekersiz içmeye başladık( Mehmet âli bugünde çayları şekersiz içtim) . Ormanda ayı bağırışı duyduk. Lipaka yedik. Böğürtlenlerin tadına doyamadık. Bu sene otuz kilo veremezsek Serhan abisi tarafından zayıflatılma sözü aldık. İstanbul da bir koçira gecesinde buluşma sözü aldık. Herkesin hikâyesini gönül gözümüzle dinledik. Kendi hikâyemizi sanki 40 yıllık dostumuza anlatıyormuş gibi Serhan abisine anlatmaktan çekinmedik. Sırlarımızın güvende olduğunu bildik. Orda tanıştığımız tüm insanları kendimiz gibi gördük. Yüreğimizin derinlerinde yatan aradığımız ama bulamadığımız insanlar gibi gördük. Çok ama çok sevdik.
Yukarı göllere çıkamadık, Fırtına deresine inemedik, Gülcayı, Evrimi ve Sisiyi göremedik, fırtına pansiyona uğrayamadık, orman içinde yürüyüş yapamadık. Köprülerde fotoğraf çektiremedik. Pokut, palovit, çat yaylasına gidemedik. Balık yiyemedik. Lakin bir dahaki sene en az 10 gün kalmak belki arada kaçmak için Rize de Kito da bir evimiz olduğunu gördük.
Kısa kaçamak bitti. El değmemiş doğanın el değmemiş insanlarını kafamızda yüreğimizde götürerek ayrıldık koçiradan
Bu gece aşağa gideceğim aşağa
Yarum beni çağurur yarim beni çağurur
Senin arkadaşlarun senin arkadaşlarun
Ormanlarda bağurur,ormanlarda bağurur

fotograf:İzzet Tokur

6 Temmuz 2010 Salı

tatil ve kayaköy


Boşa mı yükledim bu kadar filmi, diziyi kitabı vs şeyi ben bilgisayarıma. Öyle ya her tatile gidişte olası can sıkıntılarını ve hiç dolmayan boş zamanları bir şekilde kapatmak için bilgisayar her daim film izlemeye açık hale getirilir.
Tatile çıkışımda hazırlanışım da birden olmuştu. Tamam, çıkabilirsin demelerinin üzerinden yarım saat geçmeden ben Karadeniz yağmurlu olabileceğinden Karadeniz den vazgeçmiş ve daha önceki senelerde 1-2 kez gitmeye niyetlendiğim Kaya köy sanat kampına çevirmiştim rotayı. Önce Nihal arandı. Rezervasyon için tekrar aranacağı söylendi. Ancak web sitesinde sorun olduğundan ulaşılamadı ulaşıldığında yer var mı bakmamız lazım biz size dönelim cevabı alındı. Sinir olundu umutsuzluğa kapılındı ve hatta dokuz doğruldu. Sonra gelebilirsiniz dediklerinde Kaya köye doğru yola çıkıldı.
Ve işte Kaya köy ,köy kahvesinin önüne gelindiğinde kamp arandı, bilmem kaçıncı yıldan kalma kırmızı bir reno steyşın ile uzun saçlı ( saçlarım olmadığı için tek söylemim yoksa uzun saçlılara karşı olduğumdan değil) güler yüzlü genç bir adam çıkageldi. Elini uzatıp Hoş geldiniz ben Özgür diyerek.
Kampa ilk girişte ve eşyaları yerleştirdikten sonra bir çardakta oturan uzun sakallı bilge görünüşlü ( hadi Mustafa hocam iyisin) bir adamın karşısına oturulup eeee burada zaman nasıl geçer sorusu sorulduktan ve etrafa bakılıp ulan gene film seyredeceğiz galiba geçmez ki denilikten sonra tanışmaya geçildi. Bu arada Müminin gözüne kıymık battı.
Bu arada olanlar; köy fırınının önünde ekmek yapılıyor. Biraz sohbet ardından yemek ve tanışma toplantısı. Yoksa önce tanışma sonra toplantımı hatırlamıyorum.
Özgür ve Nihalin (galiba mutlu da vardı.)kampa gelenlere programı anlatıp Danel İngilizceye çevirdikten sonra Sayın Kore vatandaşlarının İngilizce olarak kendini tanıtan ilk kişiyi ooooooo diyerek alkışlamalarından sonra Ki bu şaşırma nidaları kamp boyunca sürdüğünden eşliğinde alkış iyi geldi denilebilir.
Kampta etkinlik ve yemek zamanlarında çanın çalınıp ardında Haaaydiiiii diyerek insanların çağrılacağı özgür tarafından anlatıldı ve bu ses sessizlik arayan beni ilk gün ama sadece ilk gün çileden çıkartmaya yetti.
İlk gün uzaktan birbirine bakan tipler akşam Kaya köy yürüyüşü ki , ulan yürüyerek ölecem galiba ben burada düşüncesinin bende ilk hâsıl olduğu gündür. Ardından yoga ..Danel yapamazsanız kızmayın kendinize dedi ama ben kafamı duvara vurmak üzereydim. Bir hadi denge duruşu derken ağaçları pek hesaba katmamıştı anlaşılan. Akşam yemeğinde diğer insanlarla biraz daha yakınlaşma çabaları


Ve sabah Yoga ardından kahvaltı ardından atölye çalışmaları derken bir hafta sürecek maraton başladı. Ancak o soğuksu yolunu unutamam. Ölecem sanmıştım hafiften. Ancak daha bu neymiş ki. Hadi Saint nicholas adası tatlı bir yokuştu. Yokuşun tatlısı olur mu demeyin kaya köy –ölüdeniz arasını görmeyenler için olabilir ancak o yokuşta yok hocam siz gidin bu ne yaa ölecem diyen bendim ki ayaklarımın şişleri hala geçmedi. ( Danel ve Onur olmasaydı ben o yokuşu çıkmazdım ya. Bu iki arkadaşa keyifli bir yürüyüş borçluyum. Bir de üstüne Fethiye de gece yapılan yürüyüş tuz biber ekti. Ancak ben o koşuşturmacanın içinde ayaklarımın şiştiğini ancak Fethiye otogarda dönüş için otobüs beklerken fark edebildim.

Ama gecelere diyecek yoktu. Bu lafımdan sonra kimse gündüze laf söylemesin kopartırım o dili valla.
Hele rakı balık gecesinde rakı içen arkadaşları nasıl yoldan çıkartmıştım. Hepsi bir göbek atmaya bakarmış. Asena kimmiş be diyecek kadar içmiştim eh ortamda güzel Can abı, Mustafa hoca, Selçuk abı, Cihan, Nihal, onur, özgür, Nesli, Nevin abla ( ki kendileri iyi fal bakar) Gökhan. Yan masada Koreliler, karşı masada Sinem, Duygu, Esra, Emre, Mümin, Merve, Arzu, galiba Bahadırda onların masada idi. Çaprazımızda Ankaralı kuzenler ki onları oynatana kadar oynayacaklarına kendim bile inanmıştım ki önyargıların ne kadar kötü bir şey olduğunu biraz muhabbet edince anladım. Ardından Julia ile dans, Serpilin kıvrak dansı vs vs. seyran hemşire ve arkadaşları da bizi gülümseyerek izlediler. Bu arada çocukları da unutmamak lazım, Deniz, Emre, Mert, Su, Berfin.
Bir sonraki günkü tekila partisi de hoştu güzeldi lakin o gece kamptakilerin bırak şu işi dediği işlerim yüzünden ön ayak olduğum tekila gecesini 4 bardak tekila ile kapatmak zorunda kaldım.
Güzel olanlar odaların kapılarının açık olması, insanların dizüstü, cüzdan ve bilumum eşyalarının çok büyük bir güven duygusu ile açıkta olması yıllardır aradığım ve beni yıllar öncesine götüren kendin gibi insanlarla birlikte olup kendini güvende hissetme duygusunun dorukta hissedilmesi, barın işleyiş sistemi ( açıklama dolabı açıyorsun istediğini alıyorsun isminin karşısına bir tık çiziyorsun.) Her masada her yerde oturabilirsin sohbet edebilirsin. Kavga hiç edilmedi. Kampın sürekli yaşayanları ile sanki yıllardır arkadaşmışız gibi sohbet edildi. Hatta Nurdane abla siz geldiğinizde aman bunlar bir hafta burada ne yapacaklar hepsi birbirinden ayrı insan lafı boşa çıkartıldı ve bu grubun en iyi gruplardan olduğu Nurdane abla tarafından söylendi. 2. Not ayrılırken Nurdane ablaya sen abla gibi görünüyorsun niye sana kampın annesi diyorlar denildiğinde ben 50 yaşındayım öp bakayim elimi denilerek saygı içinde dumura uğranıldı. Selma ve Semra ablalar da burada hatırlanacak. Tolga ve Hüseyin abiye teşekkür edilecek. Holly ve bugünlerde kaya köye yerleşip kazma ile bahçe kazan sahibi Murat bir gülümseme ile anılacak. Bir gece yapılan Danel, Mutlu, Özgür, Onur, Gökhan ile birlikte yapılan özgürlüklerle ilgili sohbet üzerinde belki yazı yazılacak. Son gecemizde bir grubumuz barda eğlenirken diğer grubun çardakta yaptığı sohbet ve ayrılırken kaynaşma zamanı hiç unutulmayacak.


Şimdi gelelim yapılamayanlara
Arka bahçe gezilemedi. Ön bahçe içinde hiç hamağa yatılamadı. Saklı kente gidilemedi. Paraşütle atlanamadı, çardaklarda cibinlik içinde yatılamadı, Darboğaza gidilemedi, kaya köy içinde yalnız dolaşılamadı, Muradın kiraladığı ev görülemedi, badem dışındaki diğer köpeğin ismi ezberlenemedi, yüzme bilinmediğinden yüzülemedi. Yoganın detaylarının bazıları öğrenilemedi. Mustafa Hoca ile Estetik ve sanat üzerine konuşulamadı.
Bunlar bir-iki defa daha gitmek için yeterli sebepler değil mi? Siz ne dersiniz.

28 Haziran 2010 Pazartesi

sanat kampı2

Sanat kampı izlenimleri,
bugün yoga için geç kalkıldı yarın erken kalkılacak. (gerçi bugün ki yürüyüşten sonra çok zor)
Bir daha soğuksu koyuna gidilmeyecek. Plajı taş. Adı üstünde suyu soğuk. Birde bir dönüş yolu varki . Öldüm ulan 3 km tırmanılırmı?1 ay kalayım 20 kilo veririm.,
tatilde iken bir daha şirket maili açılmayacak. araç denetimdeki laleler adamın sinirini tatilde bile bozuyor. Açılırsa bir koşu istanbula gidilip birileri dövülüp geri dönülecek.
yarın saint nicohlas adasına gidilip güneşin batışı izlenecek.
yarın bademe 250 gram sosis alınacak . İt gözümün içine bakıp duruyor. İt salatalık yermi . yiyor işte.
Fotografçılık kursu birazda emre sayesinde makinayı çözdüm. yarın daha güzel fotograflar çekilecek Bu yazı fotografsız eklenip yarın çekilen fotograflar konulacak.
Her tarafımı sivriler yedi. yarın yenilmeyen yerler için sinek kovucu alınacak.

getirilen kitapların okunmasına yarın devam edilecek.Gerçi daha başlanmadı ama.:))

27 Haziran 2010 Pazar

İzzet Tatilde


Ne demek şimdi bu demeyin. 6 yıldır ilk defa yıllık izin kullanıyorum. hemde tatil yaparak. Gerçi gene acele oldu ama oldu. Şu an kayaköy sanat kampından yazıyorum merak edenler için www.sanatkampi.com
Bugün ne yaptık. Tanışma ardından kayaköy hakkında belgesel ardından kayaköy içinde yürüyüş. tam 2 saat yokuş yukarı yürümüşüz. ardından yoga yaptı. ben hergün yoga yaparsam kesin zayıflarım. her tarafım ağrıyor.
Akşamda yemekten sonra bir sohbet kim sanat ederini ne amaçla kullanır. nasıl kullanılmalı.

Yok canım gelirken alelacele yola çıktık . nasıl bir yere gidiyorum sıkılacakmıyım diyordum. Bu tatil iyi geçecek gibi görünüyor.

Bir sürü yeni insanla tanıştım. onlar hakkında yarın bir şeyler yazarım artık

11 Haziran 2010 Cuma

YILDIZ TOPLAYICILARI


Uzak yollardan geldik. Uzun zamanlardan
Güneşi yenmiş edası ile dolaşan
Yüreksiz bir akşamın çığlığıydı sokaklarda yankılanan.
Korku şehrinin korkusuz şövalyeleri
Lanetli bir gecenin ölü yıldız toplayan çocukları…
Birisi mavi mavi bakardı, biri lacivert birisi daima ıslak bakar utangaç gülerdi. Biri kapkara gözleri bembeyaz dişleri ile yürekliydi. Yürekliliği birazda dillere destandı. Birde ela gözlü bir kadın vardı. Diğerleri gibi hep yanımdaydı. Ablamdı. Dediklerine göre benimse güneşte yosun yeşiliydi gözlerim. Hep gülerdim. Bazen de sebepsiz ağlardım. Kızgın çocuksu kahraman olmaya çalışan bir civan.
Geceler uzun yıldızlar çoktu.
Tükenmek bilmez bir tarlada hasat zamanıydı
Payımıza düşen ölmüş yıldızlardı çoğu zaman.
Ölen bizdik kifayetsiz şafaklarda
Ve düşen yıldızlardık kayarcasına
Bir aralık akşamıydı hatırımda kalan. Bir aralık akşamı ayrılırken bilemezdik son olduğunu. Bir İstanbul akşamında kuralsız cümleler gibi kurulmuş sokaklarda kaybettik birbirimizi. Lacivert gözlü olan mı hızlıydı ben mi yavaştım anlamadım. Güneş yine ölüyordu ve geceye dönen akşam korku salmaya başlıyordu usulca
Ve gözlerimiz toplayacak yıldız ararken
Bir yıldız hızlıca kaydı
Bu sefer farklıydı
Lacivert gözlü kadından bir daha haber alınamadı
En son gördüklerinde üzerinde kırmızı bir elbise varmış
Yağmurdan mı bilinmez ıslakmış.
Lacivert, kırmızı ve siyah ne yakışırdı teninin rengine. Ah ben ki çok düşündüm nereye düştüğünü neden ve nasıl gittiğini. Bir ismi kaldı aklımda birde dünyaya meydan okuyan edası. Bir de içtiğimiz şarapların tadı. Kekremsi bir tattı. Vişne çürüğümü desem kokmuş üzüm kokusu mu?
Daima ıslak bakıp gülümseyen gitti sonra
Çekirge gibi bir adamdı.
Kendine olan tüm güveniyle
Gecenin içinde kaybolacak kadar hızlı sıçradı.
Bir iki ve üç
Sonra hayatın kapanına yakalandı ve oradan çıkamadı
Bir gün kırmızı sakallı adamı gördük dediler. Bir gün… Sonrası olmadı ki hiç. Düşünüyorum, hala ıslak ıslak bakıp gülümsüyor mu hayata.
Mavi mavi bakan gitti sonra.
Birisini sevmişti
O gel demişti bu nedenle gidecekti.
Ayrıldığımız yer taksim parkı
Benim için ayrılıkların ve buluşmaların mekânı.
O gel demeseydi belki yıldız toplamak uğruna gecenin karanlığında kaybolup gidecekti. Gece yanığı teni sokaklara yenilecekti. Yıllar sonra karşılaştığımda Onu götüren de gitmişti ve yıllar onun gülen gözlerinden çok şey götürmüştü. Konuşmadık bile. Sadece uzaktan bakıp geçtim yıldız gözlerine
Siyah saçlı kız
Sonra Oda gitti
Onunda gidişi bir aralık akşamıydı.
İmi timi belirsiz oldu yıllar boyunca.
Sonra bir gazete haberinde rastladım bembeyaz gülüşüne
Unutmamıştım
Ama yinede şaşırdım
Yıllar boyunca o gece de kaybolan yıldızlardan sanmıştım onu da. Önce kuralsız sokaklarda gözlerimle hep onu aradım. Sonra haber saldım uzak diyarlara. Hep düşünmüştüm, yalnız gecelerde korkuların kucağında mı yaşıyor hala diye. Neyse ki mutluymuş Neyse ki kaybolmamış. Neyse ki düşmemiş kayan diğer yıldızlar gibi gecenin koynunda.
Ve ela gözlü olan
Bir başımıza kalmadık hiç
Diğerleri gibi değildik
Şans yanımızdaydı daima
Belki de birbirimizin şansıydık.
Tanıklık ettiği gibi yaşlanmama
Bende tanıklık ettim onun yaşlanmasına.
Şairin dediği gibi
“Yüreğimde kanayanımdı ablamdı.”
Yoksul zamanlarımızın iki sırdaşı çoğu zaman gecelerin yıldız toplayıcılarının birbirinden ayrılmaz iki yoldaşı olduk. Biz yıldız toplamaktan vazgeçtikçe ölü yıldızlar yağmur gibi kaydı hayattan. Buraya yazılmayan bir sürü insan düştü hayattan gözlerimizde yaşlar bırakarak.( Biri vardı ki hala içimi sızlatır saçlarında taşıdığı bahar kokusu.) Zamanla o yolunu çizdi. Acılarını gömüp geçmişine yeni bir hayatı yol tuttu. Bir kızı oldu. Yaşamını ve hayallerini ona bağladı. Zaman geçtikçe o çocuk ölü yıldız toplayıcılarının korktuğu geceyi yenmemizi sağlayan güneş oldu.
Ben mi?
Ben çoktan beri unuttum gözlerimin rengini
Sahi ne renkti gözlerim ?

7 Haziran 2010 Pazartesi

Perde kapandı

Ve perde kapandı
İndi sahneden
Rol bitmişti
Bitmişti oyun
Seyircilere fark ettirmeden
Oturdu koltuklardan birine
Perde açıldı
Yeni oyunu seyre başladı

Ve perde kapandı
Sahnelerin mutlu soytarısı
Silip makyajı
Mutsuzluk tablosunu boyadı yüzüne
Mutsuz insan oldu
Ama olsun
Sonunda insandı

Kapandı perde
Salon boşaldı
Açıldı hayat
Aktör
Soytarı
Kala kaldı
Korku filmi başlamıştı

3 Haziran 2010 Perşembe

yaşam alacaklarını toplamakta

Ne için hayata gelir insan
Ne için yaşar
Ölüm değimlidir yaşamı sonlandıran
Modern zamanlarda yaşıyoruz
X hayatlar
Y insanlar
Z iş
T teknoloji
Alfa bankalar
Beta kredi kartları
Sonsuz borçlar
Birde toplumsal sorumluluklar
Evlenmek lazım
2 de çocuk koduk mu dünyaya
ne geçti eline
Düşünmedikten sonra yaşamı
Kayıtsız kalınca çevreye
Her şey geleceğini garanti altına almak çabası mı
Ne zaman yaşar insan
Giden geri gelmiş mi öte dünyadan
İlkel zamanları düşününce
İnsan yemek için avlar
Yaşamak için savaşır
Ne yaparlardı okadar boş zamanlarında
Her şey seksmiydi acab a
Biz mi boktan yaptık dünyayı
Aldığımızda da bu kadar boktanmıydı acaba
Cevapsız sorular
Her soru cevabını içinde barındırmıyor.
Sadece borçlu geldik borçlu gideceğiz
Yasam alacaklarını toplamakta

......


Baygın baygın bakardın
Bakışlarınla insanları yakardın.
Belaya bulaşmasın diye başım
Yere bak derdim
Sen kaldırımları yakardın.
Şehrimin Arnavut taşlarıyla süslü sokaklarında
Kaldırımlara adını yazardın
Baygın baygın bakardın
Sonra
Hala hatırlamıyorum
1 nisan şakasının ardından gelen o günü
Hala hatırlamıyorum
O gece nasıl geldiğimi eve
Neden nasıl ve ne olduğunu
Sadece biliyorum
Yoksun
Gittin……..
Son defa
Bakışlarımı bakışlarınla yakmadın
Arkana da bakmadın
Ben gözlerine doyamadım

31 Mayıs 2010 Pazartesi

..

Uzun zaman olmuş sevgili blog
Neler oldu bu 3 haftada hadi seninle beraber bakalım.
Hatırlarsan en son 15 Mayıs günü konuşmuştuk. 15 Mayıs günü öğlenden sonra 16.45 de gelen telefonla canım çok sıkıldı. Ailemizde bir jenerasyonun son üyesi terzili annem hayatını kaybetmişti. Bu yüzden samsuna gittim. Samsun 16 mayıs da samsun güzeldi. Gelincik tarlaları bezemişti her yanı. Ancak güzellik siyah beyaz bir acı dolu idi bizim için. Daha 3 ay önce yaptığımız konuşmada hadi yazın görüşürüz diye ayrılırken ben bu sene iyi değilim yazı göremem daha önce gelirsin demişti. Aynen dediği gibi oldu. 3 ay önce dedemin cenazesinde Bir tek ben kaldım. Beni de götür diye ağlamıştı dediği gibi oldu galiba.

Sonra başka neler oldu. Histone kuruldu. Aslında yaklaşık bir ay önce kurulmuştu ama ilk tekliflerimizi verdik. Histone bizim şirketimiz. Yani yarın atılsam işe başlayamama gibi ya da ben ne yaparım kaygımın olmadığı bir yatırım benim için. Gerçi maaşı alınca bir ortak çıktı denilebilir. Yok, şirket kuruluşu, Web sitesi, müşteri ziyaretleri için ziyaretler vs derken astarı yüzünden pahalıya geldi ama olsun. Bir çocuğum oldu diyelim. Laf aramızda bugün ilk sözleşmemizi imzaladık. Dün gece 2 ye adar sözleşme üzerinde uğraşmıştım. Küçük bir iş ama gene de bir iş işte. İşi kurduktan sonra bu işin olabileceği yapılabileceği üzerine bir umut benim için.

Geçen hafta sonu birlikte kahvaltı ettiğim bir arkadaşımda bizim çocuk büyürken emek vermek istediğini söyledi. Sende arkadaşlarına söylersin değil mi blog. Belki bir şeyler daha katarız beraber. Ne düşünüyorum biliyor musun belki bir gün şimdi beraber olan herkes aynı çatı altında ortak kararlar alıp eski gibi kolektif içinde güzel şeyler yaratabiliriz. Bir de ne düşünüyorum bir çiftliğimiz olsa söyle herkesin ayrı evlerinin olduğu ama ortak yaşam alanlarının bulunduğu neyse bunlar uzak hayaller
Dünde çorum da idim. Sana Kenmemo 'nun öyküsünden bahsedeyim. Zehir gibi akıllı iki genç adam. Ama umutsuzluk içindeler. Onlarla bir şeyler yapmaya çalışacağız şimdi.
Umarım onlar içinde bizim içinde iyi olur diye düşünüyorum.
3 hafta da başka neler oldu. İşyerinde sıkıcı olaylar yaşanıyor. Acayip bunaldım. Hatta saçım ve sakalım hiç olmadığı kadar beyazladı. Değerlerimle çelişmem isteniyor. Yapamıyorum. Umarım hayırlı olur.
Bu sene hemen her hafta dışarıdayım. Leyleği havada gördüğüm söyleniyor. Ben dün leyleği hem havada hem suda gördüm. Ayrıca kartalda gördüm. Gördüğüm ilkel ve yararlı su değirmenini de geçmeyelim.İlginç bir yolculuk oldu benim için.

Bu arada biraz önce koltuğu bu ay 4 kez kırdım. Galiba kilo vermem gerekiyor